29 Mayıs 2012 Salı

salla salla salla,titre

Merhabalar sevgili izleyen,
seni çok özledim...

Nedense ayrışmak ve ayrılmak arasındaki nitelikli farkı düşünürken buluyorum kendimi son bi kaç gündür...
Zaman ve mekan kavramlarını hiçe sayıp,
var mısın,
yok musun...
bunu soruyorum...
Cevap;
Mor ve ötesinden geliyor gecikmeden.

"İki gözüm eminim sen yoksun"...

Eee diyorum,madem yoksun da ne diye var gibisin,
Öyle saçma sapan yerli yersiz aklıma gelip,ne diye beni üzüyosun halen ...

"Titre ve kendine gel",bir ankara havası sözü olmaktan ziyade,bir B.Ç lafıdır kendileri...
Taş ve gedik arasında ki seviyeli ilişkiyi niteler kendi çapında...

Zaman öyle de böyle de geçiyor değil mi sevgili izleyen?
Sen ne yaparsan yap
geçiyor...
Sen gidiyorsun,yenisi geliyor
İşgüzar teyzeler sana gelinlik kız,evlenilicek adam bulmaya adıyor kendini...
Elindekini hiç'e sayıp,hiç olmamış gibi görerek üstelik...
Tabi burada esas kişinin söylemleri önemli aslında...
malum kişi diyorsa "yaa zaten bizden bir şey olmayacaktı amaaan iyi oldu o sağ ben selamet "diye,
o zaman herkese bok yemek düşüyor,
fütursuzca biliyorum...
Ama iş böyle değilse
Evhamlı kocakarılar...
Sağa sola haber salınıp,hanım hanımcık iyi ailene kızını(hah iyi kızmış ne fındıklar kırmıştır allah bilir),ya da iyi huylu efendi çocuğu(öyle zannedin,gece gezmeden eve gelmez,çalsın sazlar oynasın kızlar) allayıp pullayıp yemek masasına oturtun bi güzel,üzerine bolca parfüm,mürebbiye kılıklı bi elbise,al sana kız...Bak miss
ohhh valla ne güzel memleket...
Dönme dolaptan başkası yalan...
Dönme dolap demişken,
Bi bok yok...

Bak bi de ne var;
Sanki sen hatalısın böyle yerin dibine girilesi,ölünüp geberilesi,allah belanı versin,sürüm sürüm sürün denilesi bişey yapmışssın gibi,ara da arar sorarsın halini hatırını ,
ama karşında ki engin kibirini,ve bulutların tepesinde gezen burnunu mm bile oynatmadan yanıt verir sana,
seni ne yaptığın nelerle uğraştığın ne istediğin ne beklediğin umurunda bile değildir...
Senin acaba mı diye düşündüğün saatler de ,
kendileri Muhteşem gelecekleri ile ilgili planlar yaparlar...
Sen de öyle öküz gibi bakarsın...
Bakar bakar akıllanmazsın...
Hep bi beklenti vardır içinde,
alışkanlık herhalde diyelim :)
Ömür mü geçer ya...
Herkese şapur şupur
sana yarabbi şükür...
Sen ağla,üzül,ne biliyim zırvala saçmala salak salak konuş,
paşanın umrunda olmasın...
Gelip de bi "salakmısın sen neden ağlıyosun "demeyi bile akıl edemsin ,
sen haftalarca ağlamaya devam et,
"amaaan nasılsa beni dinlemio" diyip geçsin köşesine,
bir de kahve içsin 
mümkünse orta şekerli,
yandan çarklı yani...

Sen kimsin ki?
Herhangi biri olmaktan başka onun için...
bir kez daha anlarsın...
Ama lafa gelince,açar ağzını yumar gözünü,çünkü sen bir kuklasın...
Her dediğini yapan,aciz zavallı bir kukla ,
azıcık itaatsizlik ettin mi var haline,
vallahi acımaz atar iğneli fıçılara...
Nil demişti "gitme yoksa içerim bütün uyku haplarını,sonra karıştırırsın ruh kitaplarını"
acaba işe yarar mı diye düşünceler başlar arada sırada,
hani ""mış"" gibi yapmalar falan...
yok annemmm yokkkk
karşındakinin kalbi yok ki,
yerin dibine giresi,atar toplar damarlı değil,
volkanik bazlı lav atığı,taşlaşmış karstik mübarek...
Düşünüyorum işte...
İnsan evinden işinden hayvanından 
yazın tatilden
kışın sıcacık yataktan,
diyetteyken çikolatadan
limit yoksa kredi kartından
antibiyotik alıyorsan mojito dan ayrılırken bile üzülür,
hani biR an önce o an bitsin de eskisi gibi kavuşayım ister,
Be mübarek...

öyle işte...

Zaten şimdi çok kalabalık herşey...
Pek düşünmeye zamanım da yok...
Gönül ister ne çay ne kahve,Gönül iki söz ister gerisi bahane...





P.S :
EVRENDE Kİ BÜTÜN İYİ ENERJİLER
BÜTÜN KARMA FELSEFELERİ
BÜTÜN ARILAR
BÜTÜN GANJ ŞARKILARI
BÜTÜN İYİ NİYETLER
BÜTÜN MODERN ZAMANLAR
BU SİZE SON ÇAĞRIMDIR...



28 Nisan 2012 Cumartesi

Çok Geç Olmadan...


Çoktandır iki kelime yazamadım sevgili izleyen...




Farklı şeyler konuştum,dinledim,kaybettim...
Önce gizlilik bazen iyi midir bunu sorguladım mesela...
Bir şeyin gittiğini bilmemek,hep varmış gibi inandırılmak,
neymiş,anladım.
Bir kere daha olmuştu aslında...14 sene sonra,BERDUŞ'um gitmişti aniden...
evdeki konsolun üzerine çıkıp televizyon izlerdi saatlerce,
acıkınca dönerdi kafesine.
Eşi kaçtığında,balkon demirlerinde sesinin desibelini aşmıştı cıvıldaması,
haber  verebilmek için...
Gitmemeyi seçmişti.
Bizler benciliz,sevgili izleyen...
sabahın 6 sında evden cıkıp gece 10 da evde olabildiğim bi iş temposunda
boş kafesi fark etmemiştim bile ...
günlerdir boştu...

-SONRA-


O ilk geldiğinde minicikti...
kucağımdan  inmezdi,başını getirip dizlerime koyar,onu sevdiğim an kapatırdı gözlerini...
ilginç bir güvenle,sevgiyle...
Barınaktan almıştık onu,eski sahibi tarafından dövülmüş,sevilmemiş,hevesi geçince de sokağa atılmış,güzeller güzeli bir kızdı MAYA...
Bahçede görür görmez koşarak gelip atlardı üzerime,maçayı kıskandığından...
Aradan aylar geçti,Maya anne oldu,tam 6 bebek verdi bize...
her biri muhteşem bir mucizeydi...
Sonra,...
Enfeksiyon,ateş...
bir gün baktım,kulübesi bomboş...
yağmur çamur diye gidip görememiştim...
pişmanım...

-SONRA-


Otlu börek...Egeli olmanın muhteşem damak zevki...
avludaki ocakta odun ateşinde,kınalı elleriyle yapardı,adına türküler yakılan fidan boylu hatça...
balkonunda oturup,akşama kadar yol gözleyen kadın...
yoldan her geçene taze çayından ikram eden,
Mehmet efenin,"Ak topuklu" hatçası...
Kırmızı saçlarını boncuk oyalı yazmalarla süsler,
pembe gecelik isterdi hep...
Bir de kırışık kremi...
Salatalıklı olandan...
O yaşında kalkıp torununa yemek yapan,benim canım pamuk ninem...
Her sene,en çok sen ağlardın arkamızdan...
ya göremezsem diye...
En son saçlarında pembe yazma vardı
saçların kırmızı...
gözlerin ela...
Sonra...
Ani kriz...
dakikalar içinde...
yaz gelmedi diye gelip görememiştim...
Pişmanım...


-SONRA-

İnsan elindekinin değerini kaybedince anlıyor gerçekten de sevgili izleyen....
Üzerinden zaman geçtikçe,
Özlemeye başlayınca...
ya da 
Hiç gelmeyeceğini idrak edince,
kaybedince...

Elinde ki sevgilere sıkı sıkı sarıl sevgili izleyen,
köpeğinin başını okşa,
bırak batsın üstün başın...
"köpekler gibi"
sevmek tabiri boşuna mı?

Sevgiyle sarıl büyüğüne,
bırak anlatsın sana diz ağrılarını,
aman üşütme diye tembih etsin,
bir lokma bile yiyemeyecek olsan da ,
elleriyle hazırladığını geri çevirme sakın...
Bol bol konuş,
Anlatmasına izin ver
gençliğini...
Daha çok sarıl,
Şansın varsa,
nefes alabiliyorsa halen...

Aşıksan git peşinden sevgili izleyen...
Gurur filan hak getire...
boşver...
Zaman çok değerli...
her an çok değerli...
Elinden geleni yapmanın,dayanılmaz vicdan rahatlığını hisset...
Aşıksan susma sakın...
söyle...
Özlediysen ara...


ne biliyim işte yap bişeyler
geç kalmadan daha fazla...








P.S:Davul sesi sadece uzaktan hoş gelmez,dağın başında çalan sen olursan...

14 Mart 2012 Çarşamba

Bağışla...



Bağışla...
senden bu denli uzak durduğum için...
Oysa belki durmasam...
belki...

Bağışla...
senden başka herkese inandığım için...
Oysa belki inanmasam...
belki...

Bağışla...
arkanı dönüp defalarca gittiğinde,
arkandan geldiğim için...
Oysa belki gelmesem...
belki...

Bağışla...
her seferinde seni alttan aldığım için...
hep yukardan bakmana fırsat verdiğim için...
Oysa belki vermesem...
belki...

Bağışla...
eksikliğini hiç hissetmediğin sevgiler için...
sevgim seni aciz kıldığı için...
Oysa belki sevmesem...
belki...

Bağışla...
sen mutlu ol diye,
mutsuz olduğum için...
Oysa belki olmasaydım...
yahut hiç olmasaydım...
belki...

Bağışla...
suyun kaldırma kuvvetine güvenip,
omuzlarına binen yük için...
oysa belki binmeseydim...
belki...

Bağışla...
hep saygı duymaya alıştığın için...
kaba kibirin yüzünden oysa...
söylemedim...
Oysa belki söyleseydim...
belki...

Bağışla...
senin bir anlık kararların la her şeyin yıkılıp
anlık kararların la düzelmesine
alıştığım için...
Oysa belki alışmasaydım...
belki...

Bağışla...
her gelişe bi bahane bul dediğim için...
ve hep bahanesiz geldiğim için...
Oysa gel demeseydim...
yahut hiç gelmeseydim...
belki...


Bağışla...
yavaşça ayrıştığın için...
her şeyi benden bekleyerek...
Oysa beklemeseydin...
belki...




P.S: Neden bazen hep birşeyler eksik olur,hep hissedersin...

10 Mart 2012 Cumartesi

Günlerden cumartesi,hava soğuk






Şöyle doya doya bir çiçek koklayamadım halen sevgili izleyen...Bir güneş,bir yağmur,rüzgar derken,saçım dolaşık,alnım kırışık,masamın üzeri bulaşık,gelen misafir yılışık...






Yola çıkmaya karar verdim,pusulamı Avrupa semalarına çevirdim.Gerçi beni tanıyan herkesin bildiği acı bir geçeğe de değinirsem"ben asla bi sırt çantasıyla çıkamıyorum hiç bir yolculuğa"...Malesef...Burdan da itiraf ediyorum küçük bi çantaya herşeyi sığdırabilen insanları çok kıskanıyorum...
Muhtemel ilk durağım Prag...
Büyülü,masalsı,romantik şehir...
Şimdiden çok heyecanlıyım...
Gerçi şu anki şartlar da hiç böyle değildi hayalimde ki prag seyehati...
O şehri tanıyan,bilen,hatta köprüleri karıştırıp kaybolmuş bi rehber di yanımda götürmek istediğim ...
ama pek yoğun,aylarca,yıllarca üstelik...






İş programları,projeler,gidilmesi gereken yerler,aranması gereken dostlar...
O kadar çok şey birikti ki sevgili izleyen...
Okunacak kitaplar masamın üzerinde yığılı ...
Ne heveslerle almama rağmen henüz kapaklarını açamadım...
Şu gelemeyen bahar,bian önce uğrarsa ruhuma,
belki mis kokulu güneşle, bende kendime gelirim biraz...
İçim ısınır



Ogüne kadar programlar,iş planları...



Şimdi biraz mola zamanı...
eskilerden kalma bir dost ile,
Kırk yıl hatırına iki güzel kahve...
Sevgiler,sevgili izleyen
:)




P.S:Herşeyi hatırlayıp,unutuyorum...Kısır bile değil döngü,döndükçe yeni şeyler buluyorum

8 Mart 2012 Perşembe

You have posted in Dear Ladies for "8 MART"




1 Gün değil,her gün hatırlanmalı kadın...



her gün saygı görmeli,sevilmeli.
Önemsenmeli her kadın...
Özel olduğunu bilmeli...


 Mor çatılar yerine;





yatağın da uyanmalı
her sabah...




Sokak ortasın da değil...




Çocuk yaşta hiç değil




Özen ister...
Zariftir kadın...




Bazen yalnızca HUZUR ister...




Kuru bir dal ile ,özür ister...
Bazen o bile yeter




Her kadın,İçinde AŞK olsun ister...





MOR'un sadece hayatımıza  renk katması dileği ile...
ne yüzümüze,ne de evimize...



KADINLAR GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN




P.S:Hava neden çok soğuk



6 Mart 2012 Salı

I Have Way Again




Bazen saatler çalmaz...Yola çıkmak için geç kalırsın,gidişine engeldir her şey...Muhakkak unuttuğun bir şey vardır,ya da unutmaya yüz tuttuğun...
Kolay değildir kendini yollara vurup gitmek.
Ardına bakmadan gitmek.
Çekip gitmek.





Başka biri olmak istersin bazen,gitmek için...Adın ,izin,yüzün kalmadan kimse de...Değişir ,büyür her şey...
Sen hep gidersin...Her seferinde bir başkası gibi...Başka bir yerde sen gibi...Sen gibi görünüp ,sana hiç benzemeyen yüzlerin,tanımadığın ,bilmediğin dillerin peşinden...










Kendi renklerin,anıların,hayallerin,umutların mutlu eder seni...
Bazen bir uçak bileti olur,bazen vapur kuponu,bir otobüsün arka cam kenarı da olabilir...
Yeni bir yeri görmek,yeni tatlar denemek,
ya da
sadece istediğin için gitmek...
nedensiz
ardına sığınacak bir şey olmadan...





Bazen kimseyi mutlu etmez gidişin...




Dön dolaş gel isterler...






P.S: Yine yol var falımda

5 Mart 2012 Pazartesi

Mevsim Bahar Olunca






Önce renklere aşık olmak gerek...



Yeni tatlar deneyip,



Yeni yerler keşfetmek,




Kalbini hep sıcak tutmak gerek...



Kendine daha çok zaman ayırıp,


"AN" ların keyfini çıkarmak demek...


Mis gibi havayla sarhoş olmak,eşine,dostuna daha çok zaman ayırmak,her sabah cıvıltı seslerini dinlemek demek...İçinde barınan umutları büyütmek,daha çok risk almak,belki daha çok yanılmak demek...Akşam üstü,kendini ödüllendirmek mesela...Bir köpeğin başını okşamak,uzun zamandır aranmayan dostları hatırlamak ya da...Aşkla tutkuyla uyanmak demek her yeni güne...Temizlik demek,gereksiz ne varsa atmak,evinden,hayatından...Özlemek demek...
belki...
Islanmak demek,toprak kokusunu benimsemek...
Bir pazar kahvaltısı ya da...
Bir kahvenin kırk yıllık hatırına,affetmek demek...
Mevsim bahar olunca



Umut hep var demek...



P.S:Umutsuz olduğu bir anda sevmek,ister her insan,
birazcık şanslıysa Neden olmasın...



Sometimes I miss everything





Öyle anlar vardır ki bazen,yalnızca susmak gerekir,sorgusuz,sualsiz...Konuşulmayan herşeyi haykırırcasına üstelik...Uzun zamandır beklenen o kısacık "AN"...
Heyecandan kurumuş bir ağız,titreyen eller...
bazen sadece susmak gerekir...Anlatmak için,
ve anlayabilmek...

Keşfetmek için ,yüzleşmek gerekir bazen,tükenip tükenmediğini içindekilerin...
Ardında kalana bakmak gerekir,
"üzeri kalsın" denen zaafiyetin esiri olmadan,daha fazlasına duyulan özlem,hızla akıp giden zaman,öfkeden,özlemden,yer ile yeksan...
cesaretsiz ve aciz,
yabancı gibi...
El gibi...
"bir varmış,bir yokmuş"la başlayan masallar gibi...
başı ve sonu belirsiz...

Bazen sadece havadan sudan konuşmak gerekir,o nasıl,bu nasıl diye sormak..."senin nasıl olduğunu"öğrenebilmek için...Yerin dibine giresi gururdan olmayalım diye...



BAZEN SADECE BİRAZ CESARET GEREKİR...



P.S:Naneli çikolatayı ÇOK seviyorum

3 Mart 2012 Cumartesi

Beklemek




Herhangi bir şeyi...



     Merhaba sevgili izleyen....

              En başından başlayalım hepberaber...Doğuyoruz,gözlerimiz açılmadan ciğerlerimizin açılmasanı bekliyoruz,başlıyoruz ağlamaya...Acıkıyoruz,yine ağlıyoruz,uyuyoruz,yine ağlıyoruz.Hep susmamızı bekliyor birileri,başucumuzda...

Yürümek için önce sürünmeyi bilmemiz gerekiyor,yürümeyi öğrenmek için bekliyoruz,İlk bir kaç adım atıyoruz,bakmışız yerdeyiz...Düşe kalka öğrenmeye o zaman başlıyoruz,büyüdükçe nasırlaşıyor diz kapaklarımız,ellerimiz.Alışıyor bedenimiz...

Saçmalamak gerekiyor önce,"su" diyebilmek için...Konuşmayı bekliyoruz,derdimizi anlatabilmek için...O an'a kadar açsak ,oyuncak veriyorlar,susadıysak diz üstü yastık...anlaşamıyoruz ki...

3 ortalı kareli defter ile başlıyor ilkler...Düz çizgi çekemeden yazamıyoruz...3...ne manidar bir sayı...Doğmak,yaşamak,ölmek...Uyanmak,çalışmak,uyumak...gitmek,gezmek,gelmek...Herşeyin başı,ve sonu...ve hikayesi...
3...

Saçlarına,gülüşüne,ya da herhangi bişeyine hayran olduğumuz birileri oluyor muhakkak bir süre sonra...Onu bekliyoruz,bahçe de,kantinde,sınıfta,mahallede...
Geliyor,ve geçip gidiyor önümüzden çoğu zaman...
Biz hep birdaha ki gelişini düşünüyoruz...

Bekliyoruz ki okul bitsin.Mesleğimiz olsun...Zirveye çıkalım hemen,hayalini kurduğumuz yaşam altın tepsiyle gelsin önümüze...
Çoğunlukla olmuyor.
Olması için 5 yıllık tecrübe ve 25 yaşını aşmamış olmak gerekiyor...
Beklentiler suya düşüyor....
zamanın da yüzmeyi öğrenmiş olmak hayat kurtarıyor...

Bazen yıllar,yollar geçiyor...Hızla,ve aldırmadan...
Yine beklentiler doğuyor içine...
bu sefer önünden geçmesini değil,
Hep yanında,dizinin dibinde olmasını bekliyosun...Gelmesini...Peri masalına dönüyor bazen,bazen yanılgıya...
Sonun da ya aşkın ömrü 3 yıl sürüyo,ya da aşk acısı 3 gün...

Zaman gelip geçiyor,geçiyor da neden se hep bi kalan,hep bi bekleyen,ve maalesef gidenler birikiyor hayal-i halinde...

Düşündüm de...

yazıyım dedim.....





P.S:Islak,puslu,ve huzursuz İstanbul



1 Mart 2012 Perşembe

HAYAL-İ SANAT BERİL GÜNAY

   Hayal-i Sanat



    Beril Günay






-Yansı"ma"-



-Gizle"me"-


-Algıla"ma"-



-Bekle"me"-



-Düşün"me"-





..............................................................



Hayal-i sanat 





Geçen tek bir günün bile bir öncekinden farkı yok. Ne yazık!
Evet uyandın.
Bugün yine, akrep ile yelkovanın hemfikir olduğu bir saatte, aynı güne uyandın.Yüzünü yıkadığında, aynı aynanın aynı kokulu sabahında, aynı sabun süzülüyordu ellerinden.
Aynı yola çıktın ve aynı yerlerden geçerek aynı yere vardın. Aynı işleri yapıp, aynılaşmış birkaç restoranda, aynı günlerde, aynı yemekleri yedin öğlenleri. Aynı saatlerde döndün eve hep. Arada bir dışarı çıkıyordun eskiden, artık onu da yapmaz oldun.
Ve yatmadan önce,son bir kez geçip aynanın karşısına, kendine baktın. Sabahtan kalma yorgunluğu tekrardan yüzüne taktın. Üzgün gözlerini bir önceki güne kapattın.
Bugün yine, akrep ile yelkovanın hemfikir olduğu bir saatte, aynı güne uyudun.
Evet uyudun.
Sanatçı Beril Günay bu sergisinde,adeta  bu tektip hayatların renklerini kendi bakış açısıyla bize takdim ediyor.




Beril Günay Kimdir



1986 yılında İstanbulda doğdu.Marmara Üniveristesi Güzel Sanatlar Fakültesi Devabil KARA atölyesinden mezun oldu.2009 yılında ilk kişisel sergisi "SADE" ı açtı...
Sanatçı Marquis de sade'dan aldığı ilhamla açtığı bu sergide,sanatseverlerden büyük beğeni topladı ve tüm sergi ünlü koleksiyoner Berke Merter tarafından alındı.Sanatçının 2.kişisel sergisi olan"PROTOTİP" tekdüzeleşen hayata ve insanlara karşı sanatsal bir tepki olarak yorumlandı.Sanat eleştirmenlerinden tam not alan bu sergi de,yeni sahiplerinin duvarlarına hayat kattı.Beril Günay bir çok karma sergide de başarılı eserler sergilemiş olup,Amerika daki eğitimi tamamlamıştır".HAYAL-İ SANAT" atölyesinin kurucu ortağıdır.Sanat hayatını İstanbul-Beşiktaş'taki atölyesinde devam ettirmektedir.


Başlangıç






Herkese merhaba,,,

Uzun zamandır düşündüğüm,ama sürekli ertelediğim bloguma hepiniz hoşgeldiniz sevgili izleyen...

Önce üşenmeden,bu blogu görüp,içine girip,sonra da sıkılıp hemen kapatmadığınız için,birincil vazifem olan içten bir TEŞEKKÜR'ü saygılarımla sunarım...

:)

Blog başlığından anlaşılacağı gibi,istanbulun her sokağına,caddesine,taşına,toprağına aşığım..."Conceptinnapolice" nasıl mı ortaya çıktı ?Kısaca anlatmaktan keyif duyarım....

Çok hem de pek çok sevdiğim canım dostum Amerika'dan yaz tatili için döndüğünde başladım kafasının etini yemeye,"ne olur gitme,kal ortak olalım"diye...Her seferi hüsranla biten bu konuşmalar,artık tamamen sona yaklaşmış ve artık "gitme" denebilecek tüm cümleler tükenmişken "i"stanbulda kalmaya karar vermesiyle bir anda her şeyin rengi değişiverdi.Maviler gitti,griler dağıldı,yeşiller allar morlar sardı etrafımı resmen ...Üniversiten kalma sabahlama alışkanlıklarıma istinaden ,gece kahvesine çıktık ılık mı ılık bir yaz günü...Öyle hava ,su,saz,söz derken,(ki kendisi ressamdır,ilerleyen postlar da eserlerine bakmaya bile kıyamıycaksınız) dedik ki Concept  bir şeyler yapmalıyız.İstanbul 'da...Konstaniye'de...
Konstantiapolis'de...

işte sevgili izleyen Conceptinnapolice'in  ortaya çıkış hikayesi budur...Kısa ve öz...anlık kararlar yani:)

sonrasında;

Kısaca kendime gelirsem(ki bu ara buna fazlasıyla ihtiyacım var);
Hala 20'li yaşlarda(sona yaklaşıyo olsamda)Lisans eğitimini iç mimarlık üzerine tamamlayıp,3yıldır iş güç koşturmacasında Master'a fırsat bulamamış,bu aralar kafayı yüksele fena bozmuş,elinden matematik kitabını bırakamayan adeta onun esiri olmuş sınavzededir.Antikayı çok sever,eski herşeye bayılır,ölür biter,marangoz atölyelerinde huzur bulur,oyma yapar,fotoğraf çeker,pasta yapar,en çok ayakkabı alır,indirim sezonuna bayılır,köpekleriyle boğuşur,her seferinde kaybeden kendisi olur,kahveyi çok sever,naneli her şeyi yer...Bu aralar radikal kararlar almak ve almamak arasında bocalama yaşadığını saymassak aslında tutarlı bile sayılabilir...Dostlarını önemser,özel günleri benimser,genelde herkese gülümser :)

Bu nacizane blogumu umarım seversiniz...

sevgilerler sayın izleyen :)


P.S :Bahar...ve papatyalar...Mevsim,güzel mevsim,hava ayrı güzel,rüzgar başka...